13 Ekim 2013 Pazar

Mavi Gibi Olmak

    Kalbim mavi benim, çünkü özgür olmak istedim, çünkü özgür olmak istedim ve yapamadım. Uçmak istedim, denizlere sarılmak istedim.    Uçmayı istedim;  gökyüzünün maviliğinde boğuldum.
    Denizle kucaklaşmak istedim;  okyanusların  maviliğinde boğuldum.
    Evet,  bu yüzden  kalbim maviydi benim.
   Tüm maviliklerde, boğulurken buldum kendimi. Aklına gelebilecek tüm mavileri düşün, hepsi boğdu beni.        Ama ilk başta da söylediğim gibi;  “Kalbim mavi benim.” Evet, evet. Kalbim de boğdu beni.
   Her atışında biraz daha dibe çöktüm, ama her ne kadar boğulsamda  çok severim maviyi. Çünkü mavi özgürlük, ve ben  özgür olmak istiyorum.
   Bende mavi olmak istiyorum artık,  onun gibi olmak,  onun gibi, özgür olmak. Bende mavi olmak istiyorum, herkesi boğmak istiyorum. Beni tanıyınca, sevince, özgürlüğü hissetsinler istiyorum.
   Bende mavi  gibi uçsuz, sonsuz, acımasız ve özgür olmak istiyorum.
   Ve son olarak ,  KALBİM MAVİ BENİM.

Lacivert Düşünmek

Yine mavileştim bir anda, mavi soludum, mavi hissettim, mavi sevdim. Hep mavice konuştuk ben ve duygularım. Dışarıdan bakılınca ise siyahtım.
  Mavi ve siyah. En sevdiğim iki renk. Bir araya gelince lacivert olurlar, gökyüzü gibi. Gündüz mavi,  gece lacivert.
    Bu yüzden gökyüzünü  çok fazla severim. Gökyüzü ben gibi.  Gündüzleri  bembeyaz bulutlar vardı bende de. İnsanlar ne isterse onu gösterirdim. Anca hava kararınca bende kararırdım.  Lacivert olurdu tüm  benliğim, bulutlarım yıldıza dönüşür, parlardı duygularım gibi.
  Duygularım , gece; yıldız, gündüz; bulut olurlardı. Kararırdım, gündüz gösteremediklerimi gece gösterirdim. Sebepsizce kararırdım.  Ağlardım bazen, bunlar yağmurlarım olurdu. Bazen  sisli olurdum, göremezlerdi beni, görünmez olurdum.  
  Güneş doğardı  gökyüzüne,   gülümser, ısınır, benim güneşimin doğmasını beklerdim. Doğardı sonunda güneş, doğardı ve ısıtırdı gökyüzümü.  Isıtırdı yüzümü.  Sonra bir anda yağmur  başlar, ıslatırdı yüzümü.  Sırım sıklam olmuş, ama mutlu olurdum,  severim yağmurları.
  Sonra yine mutlu gibi görünme çabaları içinde beklerdim  geceyi,  lacivert olmak isterdim.   Güneşin batmasını beklerdim,  ama gerçek şu ki,  güneş batarken, sanki kalbime batardı, belki bu yüzden lacivert olurdum, kalbim kararırdı. 

12 Ekim 2013 Cumartesi

Toprak Olmak, Cesaret İster...

Yazasım geldi bir anda, delice bir cesaretle yeniden yazmak istedim. Yazmak kolay aslında, eğer konuşamıyorsanız, çok kolay.  Ama bilmezler mutlular, nasıl zordur içindekileri dökmek. Onların dökeceği bir şeyleri yok ki, onlar zaten mutlular. Onlara göre yazmak zordur, sıkıcıdır. Nedenini bir bizler biliriz, ama onlara anlatamayız, anlamazlar...
   Nedeni de şu,  yazacak bir şey bulamazlar, mutsuzsan yazarsın zaten, konuşmazsın, yazarsın. Yazmakta konuşmak gibidir zaten, ifade edersin duygularını, ya da sen değil, duyguların ifade eder seni. Ama mutluysan eğer,  bunlardan hiç biri olmaz. Çünkü yazamazsın, yazacak birşeyin olmaz. Yazmazsın.
  Kimse  takmaz aslında bu konuyu, ben taktım. Takıntılıyım, çok çok çok fazla takıntılıyım.  Ama umrumda değil, bu şekilde duyguları daha derin yaşayabiliyorum. "Ammaaan salla gitsin yani :)", genelde böyle derler bana, boşuna derler. Sallayamam ki ben. sallayamam...
  Sallamak demişken, salıncakta da sallanamam ki diğerleri gibi. Nasıl uçarlar gök yüzüne doğru, izler izler kıskanırım, sıra bana geldiğinde, yavaş yavaş, belli bir ritim eşliğinde, ileri-geri, sallanır dururum.Diğerleri gökyüzünde uçarken, ben yerde, yavaşça sallanırım.  Birisi gelip hızlı sallamak ister beni, başlar sallamaya, sevinirim bende gökyüzüne çıkıcam diye, ama yapamam, korkarım... Durdururum onu.  Sallamasın, uçmayayım gökyüzüne, böyle de iyiyim ben. Kendi yerimde, toprak kokusuna boğulurken, iyiyim ben....
  Hiç mantıklı hayaller kurmam. Hep salak saçma şeyler. Millet doktor olmayı hayal eder, yada sediğinin onunla çıkmasını. Ben ise, sadece uçmak isterim, ama korkarım işte. Yine de denerim, gözlerimi kapar, hayal ederim, uçuyorum işte, yeniden...
  Sonra  gözlerimi açtığımda kendimi yerde bulurum, öylece otururken, hayaller içinde. Ama güzel bir şey hayal kurmak, en sevmediğin şarkının, tek sevdiğin kısmı gibi. Benim ise en sevmediğim şarkı;hayat, tek sevdiğim kısmı; hayal kurmak. Öyle işte, az önce yine kendimi salak hayaller içinde buldum. Kendime gelene kadar ne yapmalıyım ki, bilmiyorum... En iyisi hayal kurmaya devam etmek sanırım, evet .
  Şimdi bitirmeliyim yazımı burada, bitirmeliyim, çünkü bazı şeylerin bitmesi gerekir, yeni şeylere başlayabilmek için...
  Evet, yeni bir hayale mi başlıycam, yeni bir hayata mı? Yoksa,  kendi boşluğumda, toprak kokularıyla devam mı ederim?  Hadi hayırlısı...